
Muvazaa Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davaları
Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı muvazaalı (hileli) işlemler sonucu oluşan tapu kayıtlarının iptali ve gerçek hak sahipleri adına tesciline ilişkin davalar, miras hukukunun önemli konularından biridir. Bu yazıda, muris muvazaası davalarının hukuki dayanakları, dava açabilecek kişiler, ispat yükü, zamanaşımı süreleri ve davanın sonuçları gibi temel konular ele alınmaktadır. Ayrıca, muris muvazaası ile tenkis davası arasındaki farklar ve bu davaların birlikte açılabilme koşulları da incelenmektedir.
Muvazaa Kavramı ve Muris Muvazaası
Muvazaa, Türk hukuk sisteminde sıkça karşılaşılan ve özellikle taşınmaz hukuku ile miras hukuku alanlarında önemli sonuçlar doğuran bir kavramdır. Kelime anlamı olarak "danışıklı, hileli işlem" anlamına gelen muvazaa, hukuki açıdan tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek durumu gizleyerek, kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında anlaştıkları görünüşteki işlemi ifade eder.
Muvazaalı işlemlerde taraflar, dışa karşı bir hukuki işlem yapmış gibi görünürken, gerçekte ya hiçbir işlem yapmak istememekte ya da görünürdekinden farklı bir işlem yapmayı amaçlamaktadırlar. Bu tür işlemlerin temelinde, üçüncü kişileri aldatma amacı yatar ve bu nedenle hukuk düzeni tarafından korunmazlar.
Muvazaa Türleri
Hukuk doktrininde muvazaa iki ana gruba ayrılmaktadır:
Mutlak Muvazaa: Tarafların gerçekte hiçbir hukuki işlem yapmak istemedikleri halde, sırf üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünüşte bir işlem yaptıkları durumdur. Mutlak muvazaada taraflar arasında sadece görünürdeki işlem vardır, gizli bir işlem bulunmamaktadır. Örneğin, alacaklılardan mal kaçırmak için yapılan görünüşteki satış işlemleri mutlak muvazaaya örnek gösterilebilir.
Nisbi Muvazaa: Tarafların gerçekte yapmak istedikleri bir işlemi (gizli işlem), başka bir işlemin arkasına gizleyerek (görünürdeki işlem) yaptıkları durumdur. Nisbi muvazaada hem görünürdeki hem de gizli bir işlem söz konusudur. Örneğin, bağışlama yapmak isteyen bir kişinin, bu işlemi satış sözleşmesi arkasına gizlemesi nisbi muvazaaya örnektir.
Muris muvazaası, nisbi muvazaanın özel bir türüdür ve miras hukukunda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 17.10.2011 tarihli, 2011/7019 E. ve 2011/10389 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, muris muvazaası, mirasbırakanın (murisin) mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçek amacını gizleyen bir işlem yapmasıdır.
Muris muvazaasında, mirasbırakan genellikle bir taşınmazını mirasçılarından birine satış görünümünde devreder, ancak gerçekte bağışlama yapmak istemektedir. Bu şekilde, diğer mirasçıların miras haklarını ihlal etmeyi amaçlar. Görünürdeki satış işlemi muvazaalı olduğundan geçersizdir, ancak gizli bağışlama işlemi de taşınmazlar için resmi şekil şartına uyulmadığından geçerlilik kazanamaz.
Muris Muvazaasının Şartları
Muris muvazaasından söz edebilmek için üç temel şartın bir arada bulunması gerekmektedir:
Tarafların Gerçek Amaçları ile Yaptıkları İşlemler Arasında Bilerek Yapılan Uyumsuzluk: Mirasbırakan ve karşı taraf, gerçekte bağışlama yapmak istedikleri halde, bunu satış gibi gösterirler. Bu uyumsuzluk bilinçli olarak yaratılır.
Üçüncü Kişileri Aldatma Amacı: Muris muvazaasında, aldatılmak istenen üçüncü kişiler genellikle diğer mirasçılardır. Mirasbırakan, diğer mirasçıların miras haklarını ihlal etmek amacıyla hareket eder.
Tarafların Muvazaalı İşlem Konusunda Anlaşmış Olmaları: Mirasbırakan ve karşı taraf, görünürdeki işlemin gerçek iradeyi yansıtmadığı konusunda anlaşmış olmalıdırlar. Bu anlaşma açık veya örtülü olabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.06.2010 tarihli, 2010/1-295 E. ve 2010/333 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, tapudaki bedel ile rayiç bedel arasındaki fark tek başına muvazaa kanıtı olamaz. Muris muvazaasının ispatı için, mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırma amacının da ortaya konulması gerekir.
Muris muvazaasının tespitinde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, işlemin gerçek niteliğidir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 08.03.2017 tarihli, 2014/19982 E. ve 2017/1137 K. sayılı kararında belirtildiği gibi, temlikin gerçek satış olduğunun saptanması halinde tenkis iddiası dinlenemez. Yani, eğer yapılan devir gerçekten bir satış işlemi ise, artık muris muvazaasından söz edilemez ve mirasçılar ancak tenkis davası açabilirler.
Muris muvazaasının sonuçları açısından, görünürdeki satış işlemi muvazaa nedeniyle geçersizdir. Gizli bağışlama işlemi ise, taşınmazlar için resmi şekil şartına uyulmadığından geçerlilik kazanamaz. Bu durumda, taşınmaz mirasbırakanın terekesine dahil olur ve mirasçılar arasında paylaştırılır.
Öte yandan, tapuya kayıtlı olmayan taşınmazlar taşınır hükümlerine tabi olduğundan, bu taşınmazları konu alan muvazaalı bağışlama işlemleri şekle bağlı olmadığı için geçerli sayılabilir. Bu durumda, mirasçılar ancak tenkis davası açabilirler.
Sonuç olarak, muris muvazaası iddiası için mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakma amacının varlığı şarttır. Bu amaç yoksa veya gerçek bir satış söz konusuysa, muvazaa sebebiyle tapu iptali istenemez, ancak şartları varsa tenkis davası açılabilir.
Mirastan Mal Kaçırma Davası
Mirastan mal kaçırma davası olarak da bilinen muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası, miras bırakanın (murisin) sağlığında mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirdiği muvazaalı işlemlere karşı açılan hukuki bir yoldur. Bu davada, görünüşte satış gibi gösterilen tasarrufun muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespiti ve buna dayanılarak tapu kaydının iptali ile mirasçı adına tescili talep edilir.
Muris muvazaası davalarında temel amaç, miras bırakanın gerçek iradesinin ortaya çıkarılması ve mirasçıların haklarının korunmasıdır. Miras bırakan, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla taşınmazlarını üçüncü kişilere veya mirasçılardan birine satış görünümünde devrettiğinde, bu işlemin arkasındaki gerçek niyet bağışlamadır. Ancak bu bağışlama, görünüşte bir satış sözleşmesi ile gizlenmektedir.
Dava Açabilecek Kişiler
Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açabilecek kişiler konusunda Yargıtay'ın 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı büyük önem taşımaktadır. Bu karara göre, saklı pay sahibi olsun veya olmasın tüm mirasçılar muris muvazaası davası açabilir. Bu karar, muvazaalı işlemlere karşı mirasçıların korunması bakımından geniş bir hukuki koruma sağlamaktadır.
Ancak bazı durumlarda mirasçılar dava açma hakkını kaybedebilir. Özellikle:
- Mirası reddedenler: Mirası reddeden mirasçı, mirasçılık sıfatını kaybettiğinden dava açamaz.
- Miras hakkından feragat edenler: Miras bırakanın sağlığında miras hakkından feragat eden kişiler, mirasçılık sıfatını kaybettiklerinden dava açamazlar.
- Mirasçılıktan çıkarılanlar: Miras bırakan tarafından mirasçılıktan çıkarılan kişiler, mirasçılık sıfatını kaybettiklerinden dava açamazlar.
Muris muvazaası davası, miras bırakanın ölümünden sonra açılabilir. Miras bırakan hayatta iken bu davanın açılması mümkün değildir, çünkü henüz mirasçılık sıfatı doğmamıştır ve miras bırakanın sağlığında malları üzerinde tasarruf yetkisi bulunmaktadır.
İspat Yükü
Muris muvazaası davalarında ispat yükü davacıdadır. Davacı mirasçı, miras bırakanın gerçek iradesinin satış değil bağışlama olduğunu ve bu işlemin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ispatlamak zorundadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.2.2021 tarihli, E. 2018/19-1013, K. 2021/105 sayılı kararında belirtildiği üzere, muvazaa iddiası tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir. Bu durum, Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde düzenlenen "bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmünün bir sonucudur.
Muvazaa iddiasının ispatında genellikle şu hususlar dikkate alınır:
- Miras bırakanın ekonomik durumu ve satış bedeline ihtiyacı olup olmadığı
- Satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki fark
- Satış bedelinin ödenip ödenmediği
- Taşınmazın zilyetliğinin devredilip devredilmediği
- Alıcının ekonomik durumu ve satış bedelini ödeme gücü
- Miras bırakan ile alıcı arasındaki ilişki
- Miras bırakanın yaşı ve sağlık durumu
- Miras bırakanın diğer mirasçılara karşı tutumu
Muvazaa iddiasının ispatında tek bir delil yeterli olmayabilir. Mahkemeler, tüm delilleri bir arada değerlendirerek muvazaanın varlığı konusunda bir sonuca varırlar.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre
Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davaları, ayni haklara ilişkin olduğundan zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Bu durum, Türk Medeni Kanunu'nun 1025. maddesinde düzenlenen "tescile dayanak hukuki sebebin geçersiz olması halinde tescilin de geçersiz olacağı" ilkesine dayanmaktadır.
TMK m. 1025 uyarınca, yolsuz tescil nedeniyle ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin düzeltilmesini isteyebilir. Bu hak, herhangi bir süre sınırlamasına tabi olmaksızın kullanılabilir. Muris muvazaası davalarında da, muvazaalı işlem nedeniyle yapılan tescil yolsuz bir tescil olduğundan, mirasçılar bu tescilin düzeltilmesini herhangi bir süre sınırlaması olmaksızın talep edebilirler.
Ancak, muvazaalı işlemin üzerinden uzun süre geçmiş olması ve bu süre içinde mirasçıların herhangi bir itirazda bulunmamış olması, muvazaa iddiasının değerlendirilmesinde dikkate alınabilir. Özellikle, miras bırakanın ölümünden sonra uzun süre geçmesine rağmen dava açılmamış olması, muvazaa iddiasının inandırıcılığını zayıflatabilir.
Muris muvazaası davalarında dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, taşınmazın muvazaalı işlemden sonra üçüncü kişilere devredilmiş olması durumudur. Eğer taşınmaz, iyi niyetli üçüncü kişilere devredilmişse, TMK m. 1023 uyarınca bu kişilerin iyiniyetli kazanımları korunur ve tapu iptal davası başarısız olabilir. Bu nedenle, muvazaalı işlemin tespit edilmesi halinde, mirasçıların en kısa sürede dava açmaları ve gerekirse taşınmaz üzerine tedbir koydurmaları önemlidir.
Muris muvazaası davalarında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi; görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesi'dir. Dava sonucunda, muvazaalı işlemin geçersizliğine ve tapu kaydının iptaline karar verilirse, taşınmaz davacı mirasçının miras payı oranında adına tescil edilir.
Muris Muvazaası ve Tenkis Davası Karşılaştırması
Miras hukukunda, mirasbırakanın (murisin) sağlığında yaptığı bazı tasarruflar mirasçıların haklarını ihlal edebilmektedir. Bu durumda mirasçıların başvurabileceği iki temel dava yolu bulunmaktadır: Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası ile tenkis davası. Bu iki dava türü, benzer amaçlara hizmet etmekle birlikte, hukuki dayanak, koşullar ve sonuçlar bakımından önemli farklılıklar içermektedir.
Muris muvazaası davası, mirasbırakanın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yaptığı görünürdeki satış işleminin gerçekte bağışlama olduğunun ispatlanarak iptalini amaçlar. Tenkis davası ise, mirasbırakanın sağlığında yaptığı bağışlamaların saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal eden kısmının iptali için açılır. Her iki dava da mirasçıların haklarını korumaya yönelik olmakla birlikte, aralarında önemli farklar bulunmaktadır.
Davaların Birlikte Açılması
Muris muvazaası davası ile tenkis davası, aynı anda veya birbirini takip eden şekilde açılabilir. Bu durumda davalar genellikle terditli (kademeli) olarak açılmaktadır. Terditli davada, öncelikle muvazaa iddiası incelenir; bu iddia kabul edilmezse, ikinci aşamada tenkis talebi değerlendirilir.
Terditli dava açılmasının pratik faydası, muvazaa iddiasının ispatlanamaması durumunda, mirasçının en azından saklı payını koruyabilmesidir. Zira muvazaa davasında tüm işlemin iptali talep edilirken, tenkis davasında sadece saklı payı ihlal eden kısmın iptali istenmektedir.
Davaların birlikte açılması durumunda dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
- Muvazaa davası için zamanaşımı söz konusu değilken, tenkis davası için 1 yıllık ve 10 yıllık süreler mevcuttur.
- Muvazaa davasını tüm mirasçılar açabilirken, tenkis davasını sadece saklı paylı mirasçılar açabilir.
- Her iki dava için de yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi, görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesidir.
TMK m. 669 uyarınca, terditli açılan davalarda mirasta denkleştirme talebi de ileri sürülebilir. Yargıtay kararlarına göre, denkleştirme talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi bozma nedenidir. Bu nedenle, terditli açılan davalarda denkleştirme talebinin de açıkça karara bağlanması gerekmektedir.
Davanın Sonuçları
Muris muvazaası davası ile tenkis davası, sonuçları bakımından önemli farklılıklar göstermektedir:
Muris muvazaası davasının sonuçları:
- Muvazaa iddiasının kabulü halinde, tapudaki satış işlemi tamamen iptal edilir.
- İptal edilen taşınmaz, davacının miras payı oranında davacı adına tescil edilir.
- Tereke temsilcisi tarafından açılan davalarda, taşınmaz terekeye iade edilir.
- TMK m. 705, 1022, 1023, 1024 hükümleri gereğince, tapu sicilindeki yolsuz tescil düzeltilir ve taşınmaz mülkiyeti gerçek hak sahiplerine geçer.
Tenkis davasının sonuçları:
- Tenkis davasının kabulü halinde, sadece saklı payı ihlal eden kısım için iptal kararı verilir.
- Tenkis edilen kısım, aynen veya bedelen davacıya iade edilir.
- Tenkis davası sonucunda, tasarrufun tamamı değil, sadece saklı payı aşan kısmı geçersiz hale gelir.
Muris muvazaası davası ile tenkis davası arasındaki bir diğer önemli fark, üçüncü kişilerin durumudur. Muvazaalı işlemlerde, üçüncü kişilerin iyi niyetli olup olmadığı önem taşır. TBK m. 502-514 hükümleri çerçevesinde, vekalet ilişkisi yoluyla yapılan muvazaalı işlemlerde, vekilin TBK m. 506 uyarınca sadakat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmesi durumunda, bu durum üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyebilir.
Özellikle banka kredisiyle alınan tapulu taşınmazlarda, alıcının iyi niyetli olması durumunda, muvazaa iddiası reddedilebilir. Bu durumda, mirasçıların tenkis davası açma hakları saklı kalır. Tenkis davasında ise, üçüncü kişilerin iyi niyeti, ancak ivazsız kazanımlarda (bağışlamalarda) önem taşır; ivazlı kazanımlarda (satışlarda) üçüncü kişilerin iyi niyeti korunmaz.
Muris muvazaası davası sonucunda, taşınmazın üçüncü kişilere devredilmiş olması durumunda, bu kişilerin iyi niyetli olup olmadığı araştırılır. İyi niyetli üçüncü kişilerin kazanımları korunurken, kötü niyetli üçüncü kişilere karşı da tapu iptal ve tescil davası açılabilir. Tenkis davasında ise, üçüncü kişilerin iyi niyeti, sadece ivazsız kazanımlarda korunur.
Sonuç olarak, muris muvazaası davası ile tenkis davası, mirasçıların haklarını korumaya yönelik farklı hukuki araçlardır. Mirasçılar, somut olayın özelliklerine göre, bu davalardan birini veya her ikisini birden terditli olarak açabilirler. Her iki davanın da kendine özgü koşulları ve sonuçları bulunduğundan, dava açmadan önce hukuki danışmanlık alınması önem taşımaktadır.
Tapu İptal ve Tescil Davalarında Usuli Hususlar
Muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davaları, hukuki niteliği itibariyle özel birtakım usul kurallarına tabidir. Bu davalar, mirasçıların haklarını korumak amacıyla açılmakta olup, usul hukuku açısından dikkat edilmesi gereken önemli noktalar bulunmaktadır. Davanın doğru mahkemede açılması, harç uygulamalarının doğru şekilde yapılması ve yargılama sürecinin sağlıklı ilerlemesi için usuli hususların iyi bilinmesi gerekmektedir.
Yetkili ve Görevli Mahkeme
Muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kuralı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) taşınmazın aynına ilişkin davalarda öngördüğü kesin yetki kuralıdır. Taşınmazın bulunduğu yer dışında bir mahkemede dava açılması halinde, davalı tarafından yetki itirazında bulunulabilir ve mahkeme yetkisizlik kararı vererek dosyayı yetkili mahkemeye gönderebilir.
Görev konusunda ise, tapu iptal ve tescil davaları Asliye Hukuk Mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Sulh Hukuk Mahkemeleri veya diğer özel mahkemelerde açılan tapu iptal ve tescil davaları, görevsizlik kararı ile reddedilir. Görev konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan, yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen dikkate alınır.
Temyiz aşamasında ise, HMK m. 362 uyarınca belirli bir değerin altındaki davalar için temyiz yolu kapalıdır. 2020 yılı için bu temyiz kesinlik sınırı 72.070 TL olarak belirlenmiştir. Bu değerin altında kalan tapu iptal ve tescil davalarında verilen kararlar temyiz edilemez, ancak istinaf yoluna başvurulabilir. Yargıtay'ın bir kararında, davacılardan birinin payının değeri (71.153,47 TL) temyiz sınırının altında kaldığı için temyiz dilekçesi reddedilmiş, diğer davacının payının değeri (459.869,07 TL) temyiz sınırının üstünde olduğu için temyiz incelemesi yapılmıştır.
Olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz mülkiyeti kazanımına ilişkin davalarda, TMK m. 713/1 uyarınca, tapu iptali ve tescil davası açan taraf, talep edilmese bile mülkiyetin tespitine hükmedilmesini isteyebilir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2010/4282 E, 2010/5509 K sayılı kararında belirtildiği üzere, kamu emlakine dönüşen taşınmazlarda tescil yerine mülkiyetin tespitine karar verilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, HMK m. 297 gereğince, mirasta denkleştirme isteği hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmaması isabetsiz olarak değerlendirilmektedir. Mirasbırakanın temlik tarihindeki hukuki ehliyet durumu Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edilmeli ve TMK md. 669 vd. uyarınca denkleştirme talebi incelenmelidir.
Harç Uygulamaları
Tapu iptal ve tescil davalarında harç uygulamaları önemli bir usuli konudur. Bu davalar, niteliği gereği ayni hak talepleri içerdiğinden, kural olarak nispi harca tabidir. Ancak bazı özel durumlarda maktu harç uygulanabilmektedir.
Harçlar Kanunu m. 30-32 uyarınca, tapu iptali ve tescil davasında nispi harç yatırılmamışsa, davacıya harcı tamamlaması için süre verilmesi gerekmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2011/780 E, 2011/14923 K sayılı kararında belirtildiği üzere, tapu iptali ve tescil davasında nispi harç yatırılmamışsa, davacıya Harçlar Kanunu md. 30-32 uyarınca harcı tamamlaması için süre verilmelidir. Bu süre içinde harç tamamlanmazsa, dava usulden reddedilebilir.
Yargılama sırasında taşınmazların keşfen belirlenen değeri üzerinden harç tamamlanmadığında, fazla avukatlık ücreti hükmedilmesi isabetsiz bulunmaktadır. Dava değerinin artması halinde, ek harç yatırılması gerektiği ve bu durumun vekalet ücretini de etkileyeceği unutulmamalıdır.
Özel durumlarda, nispi harç yerine maktu harç uygulanabilmektedir. Örneğin, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/24954 E, 2018/6762 K sayılı kararında belirtildiği üzere, anlaşmalı boşanma protokolünden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davalarında nispi değil maktu harç ve maktu vekalet ücreti uygulanmalıdır.
Tapu iptal ve tescil davalarında, dava dilekçesinde belirtilen değer üzerinden başlangıçta harç alınır. Ancak yargılama sırasında yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda taşınmazın gerçek değeri tespit edildiğinde, bu değer üzerinden harç tamamlatılır. Harç tamamlanmadan karar verilmesi usule aykırıdır ve bozma sebebi olabilir.
Yolsuz tescil davalarında, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2021/8240 E, 2021/5277 K sayılı kararında belirtildiği üzere, Tapu Müdürlüğü'nün mahkeme kararının eki sayılan bilirkişi raporu ve haritasını dikkate almaması durumunda yolsuz tescilden sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Bu tür davalarda, TMK md. 1025 uyarınca tescile dayanak hukuki sebep geçersizse tescilin de geçersiz olduğu ve birden çok malik tarafından açılan davalarda tüm paydaşların davada yer alması gerektiği vurgulanmaktadır.
Sonuç
Muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davaları, mirasçıların haklarını korumak için önemli bir hukuki yoldur. Bu davaların başarıyla sonuçlanması için usuli hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Yetkili ve görevli mahkemenin doğru belirlenmesi, harç uygulamalarının usulüne uygun yapılması, dava değerinin doğru tespit edilmesi ve gerekli delillerin sunulması büyük önem taşımaktadır. Muris muvazaası davalarında, mirasbırakanın gerçek iradesinin ortaya çıkarılması ve mirasçıların haklarının korunması için hukuki süreçlerin doğru işletilmesi, adaletin tecellisi açısından hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, tapu iptal ve tescil davalarında usuli hususların iyi bilinmesi ve uygulanması, dava sonucunu doğrudan etkileyecek faktörlerdendir.